Konu Detayı Sayfası
2 PDF indirme
Okyanusların çok derin bölgelerine Güneş ışığı ulaşmaz. Buna rağmen hidrotermal bacaların çevresinde üreticiler ve bu üreticilere bağlı olarak yaşayan çok sayıda canlı bulunabilir. Bu durum, organik besin üretiminin her zaman ışık enerjisine bağlı olmadığını gösteren önemli bir örnektir.
Bütün üreticiler aynı enerji kaynağını kullanmaz. Fotoototroflar ışık enerjisinden, kemoototroflar ise bazı inorganik maddelerin oksitlenmesi sırasında açığa çıkan kimyasal enerjiden yararlanır.
Bu nedenle Güneş ışığının ulaşmadığı derin deniz ortamlarında bile üretime dayalı ekosistemler oluşabilir.
► Güneş ışığının ulaşamadığı okyanusların derin bölgelerinde yaşam oldukça sınırlıdır. Ancak 1970'li yıllarda, Galapagos Adaları yakınlarında deniz seviyesinden 1.600 metre derinlikte, birçok canlı türünün volkanik bacalar etrafında yaşadığı keşfedilmiştir.
► Bu canlılar, güneş ışığı olmadan yaşamlarını sürdürmekte ve kemosentez adı verilen bir süreçle enerji üretmektedir.
► Kemosentez; klorofile sahip olmayan bazı ototrof prokaryotların, güneş ışığı yerine inorganik maddeleri oksitleyerek enerji elde ettiği bir biyokimyasal süreçtir.
► Bu kimyasal enerji, ATP ve NADPH üretiminde kullanılır. Sonra organik madde sentezi gerçekleştirilir.
► Kemosentezde sentezlenen ATP oksidatif fosforilasyon ile elde edilir.
► Kemosentez sırasında gerekli olan kimyasal enerji; bazı inorganik moleküllerin oksitlenmesi sonucu elde edilir. Bu inorganik moleküller; hidrojen sülfür (H₂S), amonyak (NH₃), demir (Fe²⁺), nitrit (NO₂⁻), kükürt (S) gibi bileşiklerdir.
Öğrenci Plus
Bu çalışmanın açıklamalı çözümüne Öğrenci Plus ile erişebilirsiniz.
Paketleri inceleKemosentezin Azot Döngüsündeki Rolü
► Bitkiler, havadaki karbondioksiti (CO₂) bağlayarak organik bileşikler sentezleyebilirken, atmosferde bulunan azot gazını (N₂) doğrudan kullanamazlar.
► Gelişimleri için büyük önem taşıyan azot, bitkiler tarafından azotlu bileşikler hâlinde topraktan alınır.
► Bu sürecin temel taşı, doğada azot döngüsünün gerçekleşmesidir.
Kemosentetik Bakteriler; topraktaki azotlu organik maddeleri bitkilerin kullanabileceği nitrat ve nitrit gibi bileşiklere dönüştürür.
Bu süreçte;
Amonyak (NH₃): Çürükçül organizmalar tarafından organik maddelerden elde edilir.
Amonyum (NH₄⁺): NH₃’ye H⁺ iyonlarının eklenmesiyle oluşur.
Nitrifikasyon: Kemosentetik bakteriler amonyağı nitrata ve nitrite dönüştürerek bitkilerin kullanımına sunar.
Denitrifikasyon: Denitrifikasyon bakterileri, toprakta fazla bulunan nitratı (NO3) parçalayarak azot gazına (N₂) çevirirler ve atmosfere geri kazandırırlar. Bu süreçle doğadaki azot döngüsü tamamlanmış olur.

► Atmosferde yüksek oranda serbest azot gazı bulunmasına rağmen bitkiler bundan doğrudan faydalanamzlar.
► Bitkiler azotu nitrat (NO3-) ve amonyum (NH4+) iyonları şeklinde doğrudan topraktan alabilirler.
► Azotun bitkilerin kullanabileceği hâle gelme sürecinde çürükçüller(saprotrofik) ve kemosentetik bakteriler rol oynar.
► Çürükçüller, doğadaki ölü hayvan ve bitki gibi organik atıkları ayrıştırarak bunların yapısında bulunan azotlu bileşikleri (amino asitler, nükleik asitler vb.) NH3'e dönüştürür.
► Bitkiler, NH3, NO2 ve serbest azot gazını (N2) 'yi doğrudan kullanamazlar.
Azot Döngüsünün Gerçekleşme Basamakları
► Canlıların ölü ve organik atıkları çürükçüller tarafından (bazı bakteri ve küf mantarları) NH3'e kadar ayrıştırılır.
► Kemosentetikler oksitleme olayı ile NH3'ü NO2'ye, NO2'yi de NO3'e dönüştürürler.
► NH3'ün nitrat ve nitrat tuzlarına dönüştürülmesinde; nitrosomonas ve mikrobacter cinsi bakteriler görev alır.
► Eğer NH3 toprakta bulunuyorsa; NH3'e H+ katılarak önce NH4 oluşturulur. Daha sonra bu amonyumu kemosentetik bakteriler nitrifikasyon ile nitrit ve nitrat tuzlarına dönüştürürler.
► Bu amonyum ve nitrat tuzları ise bitki tarafından köklerle alınarak kullanılır.
► Bu dönüşümler sırasında kimyasal enerji açığa çıkar. Her iki bakteri türü bu dönüşümlereden elde ettiği kimyasal enerji ile ATP sentezler. Bu ATP'lerde kemosentez olayında kullanılır.

Kemosentetiklerin Endüstriyel Alanda Kullanımı
► Kemosentetik arkelerin büyük bir kısmı yüksek tuzluluk, düşük oksijen yoğunluğu, yüksek sıcaklık, yüksek ya da düşük pH gibi zor koşullarda yaşarlar.
► Bu canlılardan elde edilen zor koşullara dayanıklı enzimler, endüstride kullanılmaktadır.
► Kemosentetik bakterilerden birçok alanda yararlanılır. Bunlar;
1. Metallerin etkisiyle kirlenmiş suların kullanılabilir hâle getirilmesinde,

2. Boya endüstrisinde ve arıtma tesislerinde atık suların temizlenmesinde,
3. Kalitesi düşük metal cevherlerin zenginleştirilmesinde,
4. Çöplerin ayrıştırılmasında,
5. Biyoyakıt ve biyogaz üretiminde,
6. Arıtma sistemlerinde metanojenlerin ürettiği metanın sanayide enerji kaynağı olarak kullanılmasında,
7. Metan gazının sıvılaştırılması ile elde edilen yakıtla seraların ısıtılmasında,
8. Biyogaz üretimi sırasında oluşan amonyak ve fosfatlı bileşiklerin gübre ve hayvan yemi olarak kullanılmasında faydalanılır.


Bataklık bölgelerinin çürük yumurta gibi kokması, madenciliğe bağlı olarak gelişen asidik maden sahaları gibi olumsuz durumlar çok yaygın çevre problemleridir. Bu olayların nedenleri ile ilgili düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
Bataklık bölgelerinde çürük yumurta kokusunun kaynağı, hidrojen sülfür (H₂S) gazıdır. Bu gaz, organik maddelerin anaerobik (oksijensiz) ortamda ayrışması sırasında sülfat indirgenmesi yapan bakteriler tarafından üretilir. Süreç şu şekilde açıklanabilir:
Oksijensiz Ortam:
Bataklık bölgelerinde oksijen miktarı sınırlıdır. Bu ortam, anaerobik bakterilerin aktif hale gelmesi için uygundur.
Organik Maddenin Çürümesi:
Bataklık bölgelerinde ölü bitki ve hayvan kalıntıları birikir. Bu organik maddeler bakteriler tarafından parçalanır.
Sülfat İndirgenmesi:
Sularda bulunan sülfat (SO₄²⁻) iyonları, sülfat indirgeme
Ücretsiz önizleme burada bitti
Asıl konu anlatımının ilk %30’unu okudunuz. Konu metninin devamını okumak ve etkinlik, performans görevi ile kontrol noktası çözümlerini görmek için abone olun.
Konu anlatımının tamamını açKonuya Ait Çıkmış Sorular
Konu İle İlgili Çalışma Soruları
Derin deniz araştırma denizaltısı Alvin’le 1977 yılında Galapagos yakınlarında ilk kez bir sıcak su ağzına inen araştırmacılar hiç beklemedikleri bir manzarayla karşılaşırlar. Sıcak su ağzı yoğun bir şekilde omurgasız hayvanlarla çevrilidir. Bu hayvanların bir bölümü, midye gibi tanıdık hayvanların dev biçimlerinden ibarettir ya da dev tüp solucanları gibi hiç bilinmeyen canlılardır. Araştırmacılar karşılaştıkları ekosistemin karmaşıklığı ve çeşitliliği karşısında şaşırırlar. Ancak asıl merak ettikleri soru şudur: Güneş ışığından ve bilinen her türlü besin kaynağından yoksun bu ekosistemi besleyen kaynak nedir?
Biyoloji öğretmeni, önceki derste yukarıdaki bilgileri vererek öğrencilerinden metindeki sorunun cevabı ile ilgili araştırma yapmalarını ister. Genel ağdaki güvenilir kaynaklardan yararlanan Ayşe, ulaştığı bilgileri defterine yazarak sınıf arkadaşlarıyla paylaşır.

Ayşe’nin Defteri Sıcak su ağzında yaşayan üretici canlılar, besin üretmek için basit moleküllerdeki kimyasal enerjiden yararlanan bakterilerdir. Bakterilerin gerçekleştirdiği bu olaya kemosentez adı verilir. Kemosentez yapan bakteriler; sıcak su içinde çözünmüş hidrojen sülfür, hidrojen, metan gibi gazlardaki kimyasal enerjiyi kullanıp, karbondioksitle hidrojenleri birleştirerek besin yapmaktadır.
a. Işığın ulaşamadığı sıcak su ağızlarında çeşitli omurgasız hayvanlar yaşamını nasıl devam ettirir?
b. Kemosentez yapan canlıların azalması ya da yok olması derin deniz ekosistemini nasıl etkiler?
Bazı bakterilerin ve arkelerin bir çoğu besinlerini kemosentezle üretir. Besinlerini kemosentezle üreten bu canlılara kemoototrof canlılar adı verilir. Kemosentez sırasında farklı inorganik madde çeşitleri oksitlenir. Oksidasyon sonucu elde edilen enerji ile ATP sentezlenerek glikoz, amino asit, organik baz gibi organik bileşikler üretilir.
Kemoototrofların oksidasyonda kullandıkları inorganik maddeleri yazınız.
Kemosentetik canlılar ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğru değildir?